Tip 0: Alt Evren Kültürü – Bu medeniyet enerji ve ham maddelerini ahşap, kömür ve yağ gibi organik esaslı kaynaklardan çıkarır. Böyle bir uygarlık tarafından kullanılan herhangi bir roket mutlaka kimyasal tahrik sistemine bağlı olacaktır. Bu tür yolculuk fazlasıyla yavaş olacağından, bu düzeyde bir uygarlık (çoğunlukla) kendi gezegeniyle sınırlı kalacaktır.

Tip I: Gezegensel Kültür – Bu medeniyet, şu an Dünya üzerinde bulunanlardan biraz daha gelişmiş olacaktır. Gezegenlerindeki enerji çıktısının tümünü ustalıkla kullanabileceklerdir. Bu medeniyet, bizden binlerce yıl daha gelişmiştir. Böyle bir toplum, büyüyen nüfusunun enerji taleplerini karşılamak üzere yıldızının enerjisini toplayıp depolayıp kullanabilir. Bu durum, bu statüye erişebilmemiz için mevcut enerji üretimimizi 100.000 kat artırmamız gerektiği anlamına geliyor. Bununla birlikte, tüm Dünya’nın enerjisini kullanabilmemiz, aynı zamanda tüm doğal güçleri kontrol edebileceğimiz anlamına gelecektir. Öyle ki, insanlar volkanlar, hava durumu ve hatta depremleri kontrol edebilir (en azından fikir böyle). Bu türden yeteneklerin elde edilebileceğine inanmak zor olsa da sonraki Tiplerle karşılaştırıldığında bunlar basit ve ilkel seviyeler olarak kalıyor.

Tip II: Yıldızlararası Kültür – Bu uygarlık, tüm yıldızların gücünü kullanabilir (sadece yıldız ışığını enerjiye dönüştürmekle kalmaz, yıldızın kontrolünü de yapabilir). Bu senaryo için önerilen en popüler yöntem “Dyson Küresi”dir. Bu cihaz, yıldızın her bir santimini kapsayacak ve enerji çıktısının çoğunu toplayıp bir gezegene daha sonra kullanım için depolama amaçlı aktarabilecektir. Alternatif olarak, yıldızın füzyon gücü, bu medeniyet tarafından ihtiyaçlarını karşılamak için büyük ölçekli bir reaktör olarak kullanılabilir.

Peki bu kadar çok enerji ne demektir? Bilinen hiçbir şey, böyle bir Tip II medeniyetini yok edemez.

Farz edelim ki, insanlık bu statüye ulaşana kadar yeterince uzun süre hayatta kalabildi. Günlerden bir gün, Ay büyüklüğünde bir nesne (ne olduğu hayal gücünüze kalmış) Güneş Sistemimize girdi ve küçük mavi evimize doğru geliyor. Bir Tip II medeniyeti olarak ya oturduğumuz yerden o ‘şey’i buharlaştırıp esneyerek normal gündelik hayatımıza devam edeceğiz ya da gezegenimizi biraz yana kaydırıp geçip gitmesine izin vereceğiz. Çok havalı, değil mi?

Bu uygarlık, Star Trek’teki Gezegenler Federasyonu’na benzeyebilir ya da Mass Effect evreninde, Asari, Salaryenler ve Turianlar gibi insan türlerinin çoğunluğu gibi olabilir.

Tip III: Galaktik Kültür – Bir gezegenden kontrol altındaki bir yıldıza gidilmesi, uygarlığın tükenmesine karşı bağışıklık kazandıracak yeterli ‘harcanabilir’ enerjiyi barındırır. Ancak bu tür, sonrasında enerji hakkında her türlü bilgiye sahip olup uygarlığını galaktik bir seviyeye taşıdığında Tip III’e geçiş yapar ve ‘ana ırk’ haline dönüşür. Bu medeniyet, bir galaksinin enerji çıktısını kullanabilir (bir Tip II uygarlığının enerji üretiminin yaklaşık 10 milyar katı ve bizden yaklaşık 100.000 ila 1 milyon yıl arası daha gelişmiş). Galaksiyi sömürgeleştirebilirler, yüzlerce milyon yıldızdan enerji çıkarabilirler, yıldızlararası uzayda gezinip sayısız gezegeni ele geçirebilirler.

İnsanlar açısından böyle bir türe erişim, hem biyolojik hem de mekanik olarak yüz binlerce yıllık evrim demektir. Yani bildiğimiz insan ırkından daha farklı bir ırka dönüşüm gerçekleşmiş olabilir. Bunlar, siber (ya da sibernetik organizma, hem biyolojik hem de robotik olabilen canlılar) olabilir; yani, sıradan insanların torunları, günümüzde ileri derece gelişmiş toplumlar arasında bir alt tür olur. Tamamen biyolojik olan insanlar, muhtemelen, sibernetik arkadaşları tarafından kusurlu, alt seviye ya da evrilmemiş olarak görülürler.

Bu aşamada, ‘kendi kendini kopyalama’ yeteneğine sahip robot kolonileri geliştirmiş oluruz; yıldız üstüne yıldız kolonize ederek galakside yayılırken nüfusumuzu milyonlarca artırabiliriz. Bu varoluş, her birini kapsülleyerek ev gezegenine enerjiyi götüren büyük bir Dyson Küreleri ağı oluşturabilir. Ancak galaksiye bu şekilde yayılmak küçük bir problemle karşı karşıya kalabilir: fizik yasaları – özellikle ışık hızı. Yani, bir Warp Drive geliştirmedikçe veya solucan deliği ışınlanmasını hayata geçirmedikçe, ancak bu kadar ilerlemiş olurduk.

Bu uygarlık, Borg’u andırıyor olabilir ya da Yıldız Savaşları’ndaki İmparatorluğa benzeyebilir, belki de Mass Effect’ten Reapers’a benzerlerdi.

Kardashev kendi ölçeklendirmesinde, çok fazla gelişmiş olacağından Tip III’ün ötesini tanımlamamıştır. Fakat daha sonra Michio Kaku, Robert Zubrin ve Carl Sagan gibi isimler Tip III’ten sonrasını da tanımlamışlardır:

Tip IV: Evrensel Kültür – Bu uygarlık, Evren’i kapsayan, galaksiler arası bir kültür olacaktır. Trilyonlarca yıldızın gücünü komuta ederek evrende seyahat edebilirler. Bu toplumlar, nihai ölümsüzlüğü elde etmek için, uzay-zaman yapısını değiştirme ya da entropinin kasıtlı olarak yavaşlatılması (ya da tersine dönmesi gibi) insanüstü özelliklere sahip olacaktır (veya bu medeniyetler, süper kütleli kara deliklerin olay ufku içinde yaşayabilir hale gelebilirler!). Şu anki insanlık için, bu gibi şeyler ulaşabileceğimizin çok çok ötesinde görünüyor. Bu seviyeye yalnızca Star Trek’in Q Continuum üyeleri ya da Doctor Who’nun Gallifreyalıları gibi varlıklar tarafından erişilebilir.

V. Tip: Çoklu Kültür – Bu medeniyet, kendi evrenini aşmış olacaktır. Evren ölçeğini manipüle etme yeteneğine sahip olur (maddenin çeşitli biçimlerini, fizik ve uzay-zamanını içeren çoklu-boyutlar arasında atlama). Böyle bir medeniyet, hayal edilemez güç ve yeteneklere a ev sahipliği yapabilir.

1964’te, kozmik sinyallerle dünya dışı akıllı yaşam arayan Rus astrofizikçisi Nicolai Kardashev, bir kültüre ait uygarlık statüsünün genel olarak iki temel şey üzerinde durduğu fikrini ortaya attı: Enerji ve teknoloji. Bir medeniyetin teknik gelişiminin, uygarlığın kullanabileceği ve idare edebileceği enerjinin miktarına paralel olarak yürüdüğünü esas alıyordu. Yani, bir toplumun üretebileceği enerji ne kadar fazla olursa, o kadar teknolojik açıdan gelişmiş olur (başlangıçta bu fikir, sadece iletişim için mevcut olan enerjiye bağlıydı, ancak o zamandan beri genişletilmiştir).

Başka bir deyişle, bu teoriye göre, bir kültürün gelişimi (en genel anlamıyla), enerjinin ve teknolojinin bir ürünüdür: Teknoloji aracılığıyla, enerji elde edilir ve sosyal sistemler bu teknolojiye dayalı olduğu üzere, bir kültürün statüsü, kullanılan enerjinin miktarına dayalı olmaktadır.

Bu ölçeğin bir dizi farklı sınıflandırma seviyeleri vardır. Her biri bir enerji tüketim seviyesine dayanır: Tip I (10^16 watt), Tip II (10^26 watt) ve Tip III (10^36 watt). Diğer gök bilimciler, ölçeği Tip IV’e (10^46 watt) ve Tip V’e kadar genişletmişlerdir (bu tür bir medeniyet için mevcut olan enerji, sadece evrenimizde değil, çoklu evrenlerde ve tüm zaman çizgilerinde mevcut olan enerjininkileriyle eşit olacaktır). Bu eklemeler, uygarlıkların erişebileceği bilgi miktarı kadar enerji erişimini de göz önünde bulundurmaktadır. Kısaca, son yıllarda bilim insanları, bu ölçeği varsayımsal uygarlıklara genişletmiş oldular: galaktik, galaksiler arası ve çok-kültürlü uygarlıklar.

 Haziran 25, 2017

Leave a comment