Her yeni oyun özgürleşmenin kendisidir

Eğlenmek-çocukluk,

Dil-Keşif-özgürlük,

Taklit-eylem-birliktelik,

Hayal-gezi-haz-yaşam,

Ebe-kural-kurmak-ciddiyet,

Çatışma-belirlilik-yaşam,

İletişim-doğaçlama-bilgi-ayin-şiddet-kuralsızlık.

Bu kavramlardan oyunun tanımını, basit ve ilk oyunların özelliklerini ve oyunun asallarını çıkarabiliriz.

Oyun: bireyin bir toplama ait olmasını, grup içindekilerle birlikte bir eylemi gerçekleştirmesini sağlar. Tüm bu işin sonunda ise, ortaya hayatın taklidinin sunulması çıkar.

Basit oyunlar vardır. Örneğin, köpeklerin oynaşmaları, kedilerin iplik yumaklarıyla oynamaları, çocukların körebe, saklambaç, çelik-çomak gibi oyunlar oynamaları… İlkel kabilelerin ritüelleri ve avlanmalarını göstermeleri, ilkel oyunlara örnek olarak gösterilebilir. Günümüzde ise oyun: futbol, tiyatro, konser v.s. gibi daha karmaşık, organize ve gelişmiştir. Basit, ilkel oyunlarda ve günümüz oyunlarında ortak olan ögeler neydi? Yaptığımız çalışmalarda oyunların ortak özellikleri olarak önerilen kavramlar şunlardı: Hedef, amaç, kural, disiplin, ciddiyet, öykünme, araç, tekrar, oyuncu, seyreden, istek, paylaşım, zaman, haz ve sınır. Bu kavramların içerisinden bütün oyunlarda ‘asal’ olanların hangileri olduğunu bulmaya çalışalım: Hedef: Oyunun asalı değildir. Çünkü hedefsiz oyunlar da vardır. Örneğin, çocuğun evcilik oynamasında bir hedef yoktur, sadece zaman geçirmek için oynanır. Amaç: Oyunun olmazsa olmazıdır, ‘asaldır’. Çünkü amacı olmayan oyun yoktur. Kural-Disiplin-Ciddiyet: Oyunun olmazsa olmazlarıdır. ‘asallarıdır’. Kuralsız, ve disiplinsiz oyun olmaz.  Öykünme: Asal değildir. Çünkü her oyun bir taklide dayanmayabilir. Örneğin voleybolda taklit yoktur. Araç: Oyunun olmazsa olmazıdır. ‘asaldır’. Tüm oyunlarda mutlaka bir araç kullanılır. Bu bazen beden bile olabilir. Tekrar: Oyunun olmazsa olmazıdır. ‘asaldır’. Eğer oyun tekrarlanamıyorsa oyun olmaktan çıkar. Oyuncu: Oyunun olmazsa olmazıdır. ‘asaldır’. Seyreden: Asal değildir. Çünkü, çocuklar odalarında tek başlarına oyun oynarken seyredenleri yoktur. İstek: Oyunun olmazsa olmazıdır. ‘asaldır’. İsteksiz oyun olmaz. Paylaşım: Asal değildir. Çünkü paylaşım için birden fazla insan gerekir ancak tek başına oynanan oyunlar da vardır. Zaman: Oyunun olmazsa olmazıdır. ‘asaldır’. Her oyunun belirli bir oynanma süresi zamanı vardır. Süresiz oyun olmaz. Haz: Oyunun olmazsa olmazıdır. ‘asaldır’. Çünkü, haz istekle bağlantılıdır. Haz alınmazsa oyunda yoktur. Sınır: Oyunun olmazsa olmazıdır. ‘asaldır’. Tüm oyunlar belirli sınırlar içinde oynanır.

Demek ki: yapılan bir şeyin oyun olması için, oyun sayılabilmesi için, Amaç, Kural, Disiplin, Ciddiyet, Araç, Tekrar, Oyuncu, İstek, Zaman, Haz ve Sınır olması gerekli ve zorunludur. Buna göre hayat bir oyun değilken, yaşam bir oyundur. Yine günümüz savaşları da oyun değildir. Çünkü günümüz savaşlarında kural yoktur. Bunun en güzel örneği de Kürdistan’da yaşanan savaştır. Sivillerin katledilmesiyle, köylerin yakılıp yıkılmasıyla, kulak kesmelerle ve faili meçhullerle Ora’da yaşanan savaşta, burjuvazi kendi koyduğu kurallara (Cenevre Savaş Hukuku sözleşmesi ve uluslararası örf ve adetler) bile uymazken kısaca kuralsızlığın kural olduğu bu savaşın oyun olmadığı da ortadadır.

Günümüz savaşlarının tümünün ortak yönü işte budur: Yani kurallarının olmaması… Oyun kültürden ve hatta ritüelden önce gelir. ‘Oyun kültürün içinde, bizzat kültürden önce var olan, kültüre eşlik eden ve bu kültürü, kökeninden onun yaşadığı döneme kadar damgalayan, verilmiş bir bizatihilik olarak görülmelidir.’ Kültür dediğimiz olgu: ‘bir toplu(luğun)mun yapıp ettiği her şeydir diye tanımlanır. Yaşamın kendisi oyunla başlar. İnsanoğlu yaşamı oyunla, bir yandan taklit ederken, diğer yandan da yaşamda olabilecek, gelişebilecek olay ve durumların bir çeşit ön yaşamının provasını yapar. Bizim toplumumuzda oyunun sadece çocuk işi olduğu fikri: oyunla kültür arasındaki bağın anlaşılamamasından kaynaklanmaktadır. Bizim toplumumuz oyun oynamayı pek sevmez, hatta hiç sevmez. Belki de –oyunun kültürle bağı düşünüldüğünde- oyun oynamayı sevmememizin kültür eksikliğimizden ya da kültürsüzlüğümüzün sebebinin oyun oynamayışımızdan kaynaklandığı söylenebilir.

Oyun dendiğinde akla gelen başka kavramlar ise: oyun bozanlık ve sahte oyunculardır. Sahte oyuncular oyunu bütün asallarıyla ‘oynayan’ kurallara uyan ancak esasen istek asalının olmadığı bir psikolojide oyunu oynayan oyunculardır. Bunlar oyunu oynayan diğer oyuncular için: oyunun sonuç olarak oyunun oynanmasını engellemediğinden, sorun yaratmazlar. Sahte oyuncular oyunun düzenini bozmazlar ve oynama eylemini ama onların koyduğu kurallarla gerçekleşen oynama eylemini ama iyi ama kötü sürdürmekte ve sonuçlandırmaktadırlar. Sahte oyuncuları günümüzde sisteme karşı gibi görünen-duran ve fakat aslında sistemin öngürdüğü kurallar içinde oyunu sürdürmeyi yeğleyen ‘d’evrimcilere benzetebiliriz. Bunlar pek çok şeye karşıdırlar esasen ama devrimci değil evrimcidirler.

Oyunbozanlar ise farklı bir konumu ve duruşu anlatır. Oyunbozanlar: oyunun kurallarını kabul etmeyen, buna bağlı olarak da bu oyunu oynamayan, oyunun diğer oyuncular tarafından oynanmasını da engelleyen ‘bozan’ oyunculardır. Oyunbozanlar oyunu tümden reddederler ve o oyunu oynamazlar. Artık oyun oynama zemini yok olmuştur. Çünkü bir kişinin oyunu reddetmesi diğer oyuncuların oynadıkları oyunun anlamsızlaşmasına yol açar. O bir kişi olmazsa eğer, oyun da olmayacaktır. Oyun kolektif bir üründür: diğerleri oyunu devam ettirmeye çalışsalar bile artık haz almayacak ve disiplin-kural-ciddiyet ve istek asallarının ortadan kalkması sonucu oyun sona erecektir. Oyunbozanları ise devrimcilere benzetebiliriz. Devrimciler sistemin istediği oyunu oynamayı reddetmekte ve burjuvaziye, ‘senin kurallarını, araçlarını reddediyor ve oyununu oynamıyoruz’ derler ve bu radikal tutumlarıyla da efendilerin tüm yaşamlarını ve planlarını (oyunlarını) bozarak, onları bir alt-üst edişe tabi kılmaktadırlar. Ancak devrimciler de oyun oynamayı sürdürmlidirler. Ama bu oyun burjuvazinin istediği değil kendilerinin istediği bir oyun olmalıdır.

Oyun oynamak çok önemlidir yaşamımızda. Oyunu anlamaya çalışmalı ve oyun oynamayı da sürdürmeliyiz. Bu konuda benim önerebileceğim bir kaç kitap var. Bunlardan birincisi: Çekirge adlı kitap. Diğeri yazımızın yola çıkış gerekçesi olan Homo Ludens, yazarı Johan Huizinga. Son olarak da Sanat Dünyamız dergisinin Bahar 1994 sayı 55 sayısında yer alan tüm yazılar. Tüm bunlar bir sanatçının insanın okuması gereken değerli çalışmalardır.

Oyun oynamayı sadece tiyatro veya çocukluk olarak anlamayalım. Yaşamın her anında oyunlar oynayalım. Çünkü güzel oyunlar oynadığımızda eğlenir ve eğlendiğimiz anlarda çocuklaşırız. Çocuk ruhunda kalabilmekse yaşamı  oyunlaştırarak mutluluğu yakalamanın en güzel yoludur.

Her yeni oyun özgürleşmenin kendisidir.

Leave a comment